‘Emir bi’l-Ma‘r?f Nehiy ani’l-Münker’ İlkesinin Günümüz Dini Söylemin İnşasında İşlevsel Yönü'

dc.contributor.authorCan, Seyithan
dc.date.accessioned2024-12-24T19:18:07Z
dc.date.available2024-12-24T19:18:07Z
dc.date.issued2020
dc.departmentSiirt Üniversitesi
dc.description.abstractDin belli bir inanç sistemi etrafında insan hayatını şekillendiren olgular bütünüdür. Bütün dinler gibiİslam da inananlarına hayatlarını yönlendirecek bir yaşam tarzı oluşturma gayesi gütmektedir. Buyaşam tarzı mü’minin hem mü’min ile hem de mü’min olmayanla ve çevresiyle ilişkisinin tamamınıkapsamaktadır. Ancak insan her ne kadar çevreyle etkileşim içerisinde olsa da onun diğer insanlarlailişkisi, hem bireysel hem de toplumsal açıdan öncelikli bir öneme haizdir. İslam dini de bu noktadainananların ötekiyle ilişkisini belirlemek için belli prensipler ortaya koymuştur. Bu prensiplerin enönemlilerinden biri “emir bi’l-ma‘r?f nehiy ani’l-münker”dir.“Emir” kavramı her ne kadar “istemek veya emretmek” anlamıyla kabul görmüş olsa da kavramınbirinci anlamı, iş veya olaydır. Dolayısıyla tam bir şekilde “emir” kavramını ifade etmek için her ikianlamın da bir arada düşünülmesi gereklidir. Bu bağlamda “emir” kavramı, kişinin söylediği, davetettiği ve savunduğu iyi olan her şey için de davranışlar sergilemesidir. İlke de geçen “ma‘r?f” kavramı,genel anlamı itibariyle aklın ve şeriatın iyi bulduğu her şeydir. “Nehiy” kavramı da “emr”in zıddı olarak kullanılmıştır. Bu anlamda kişinin kötü bir işten uzak durması, araç, gereç ve imkânlarını da kullanarak uzak tutmasıdır. “Münker” kavramı da anlam itibariyle ma‘r?fun zıddı kabul edilmektedir.Bu bağlamıyla ele alındığında, aklın çirkin görüp kabul etmediği şey anlamına gelmektedir.Bu kavramların Kur’ân-ı Kerîm’de lügat anlamlarına yakın bir manada kullanıldıkları görülmektedir.Öyle ki “ma‘r?f” kavramı, insanların sergilemiş oldukları birçok tutumun, davranışın, akıl tarafından kabul edilmesi veya reddedilmemesi şeklinde ifade edilmiş, toplumu yakından ilgilendiren infak, yardımlaşma gibi sosyo-ahlâkî ve insani pek çok hususu içerisinde barındırmıştır. “Münker” kavramında anlamsal bağlamı noktasında bir tahsisegidilmemiş ve “ma‘r?f”un zıddı olarak kabul edilmiştir. Dolayısıylazulüm ve adaletsizlik gibi toplumu ifsâd eden tüm davranışlar, “münker” olarak nitelenebilir.İlkenin Kur’ân-ı Kerim’de emir şeklinde gelmesi, uygulanmasının farz olduğu düşüncesine yol açmıştır. Bazı âlimler bu farzın, farz-ı ayn olduğunu düşünürken diğerleri farz-ı kifâye şeklinde anlamışlardır. Bu iki farz arasındaki farklılık ise farz-ı ayn’da sorumluluğun mü’minlerin tamamına yönelik ikenfarz-ı kifâye de ise belli bir grubun sorumluluğuna verilmesidir.İlkenin farziyeti noktasında mezhepler arasında bir ittifak söz konusu olsa da uygulanması noktasında farklı yaklaşımlar sergilenmiştir. Çünkü İslam âleminde ilk dönemde ortaya çıkan sosyo-politikkaos, beraberinde bir meşruiyet problemini de ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla her mezhep kendi düşüncesinin doğruluğunu nassa dayandırma adına “emir bi’l-ma‘r?f nehiy ani’l-münker” ilkesine dayanmıştır. Bu bakımdan ilke tarihsel süreçte birçok siyasi, ideolojik amaca istinaden araç olarak kullanılmıştır.Tarihsel süreçte bu ilkenin siyasi, ideolojik ve mezhebi önkabuller bağlamında farklı anlamlar kazandığı da anlaşılır. Hâricîler, “emir bi’l-ma‘r?f nehiy ani’l-münker” ilkesini başta imam olmak üzere,tüm Müslümanların vazgeçilmez bir vazifesi olarak kabul etmişlerdir. Onların ilkeyi uygulama yöntemi, savaşma üzerinde şekillenmiş böylece ilke onlar açısından şiddetin meşruiyet zeminini oluşturmuştur. “Emir bi'l-ma‘r?f nehiy ani'l-münker” ilkesi, ilk kelâm ekollerinden biri olan Mu’tezile’ninbeş temel prensibinden biridir. İlk etapta Mu’tezile her ne kadar bu ilkeyi ahlâkî açıdan ele alsa daİslâm toplumunda ortaya çıkan sosyo-siyasi karışıklıklar, ilkenin ideolojik ve siyasi yönüyle kullanılmasına zemin hazırlamıştır.Hâricîler’in isti’râz zihniyeti ve Mu’tezile’nin mihne hareketinin bir sonucu olarak, Ehl-i sünnet âlimleri, “emir bi’l-ma‘r?f ve nehiy ani’l-münker” ilkesini, pasif bir muhalefet şeklinde eylemsel bir durum olmaktan çok kalbî bir durum olduğu görüşünü benimsemişlerdir.Toplumun birlik ve beraberliğinin sağlanması açısından önemli amaçlar edinen bu ilke, zamanla İslam toplumunda hedeflenen gaye açısından işlevselliğini kaybetmiştir. Günümüzde İslam’ın evrensellik iddiasını devam ettirebilmesi için bu prensibin günümüz insanının hayatına dokunan bir yapıyla ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu hususta özellikle, kişiye özgü faktörler ve bireysel farklılıklar göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü insanların davranışlarının ortaya çıkmasında birçok faktör bulunmaktadır. Bunlardan biri de psikolojik faktörlerdir. Bu bakımdan insan davranışları ile ilgiligözlem yapıp ve hüküm verirken onların kendilerine has olan psikolojik yapılarının da göz önündebulundurulması gerekir. İlkenin uygulanması noktasında dikkat edilmesi gereken önemli hususlardan biri de karşılıklı saygıdır.
dc.identifier.doi10.37697/eskiyeni.672034
dc.identifier.endpage218
dc.identifier.issn1306-6218
dc.identifier.issn2636-8536
dc.identifier.issue40
dc.identifier.startpage199
dc.identifier.trdizinid391095
dc.identifier.urihttps://doi.org/10.37697/eskiyeni.672034
dc.identifier.urihttps://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/391095
dc.identifier.urihttps://hdl.handle.net/20.500.12604/4954
dc.identifier.volume0
dc.indekslendigikaynakTR-Dizin
dc.language.isotr
dc.relation.ispartofEskiyeni
dc.relation.publicationcategoryMakale - Ulusal Hakemli Dergi - Kurum Öğretim Elemanı
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.snmzKA_20241222
dc.subjectEtik,Din Bilimi,Beşeri Bilimler,Hukuk
dc.title‘Emir bi’l-Ma‘r?f Nehiy ani’l-Münker’ İlkesinin Günümüz Dini Söylemin İnşasında İşlevsel Yönü'
dc.typeArticle

Dosyalar