3) Diğer
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Kur’an perspektifinden insanın yaratılışı(Iğdır Üniversitesi Yayınları, 2019) Karakuş, AbdulkadirIn the Qur’an, while it is clearly emphasized in a way that will not allow any discussion of who the creator is and why the creation occurs, the issue of how creation is realized is not put forward with the same clarity. Some elements such as water, various derivatives and soil / mud and sperm have been pointed out in order to serve as an instrument of worship and to point out the power and might of Allah. However, the beginning of creation and how creation has been realized are not explained in an understandable manner. However, those who want to learn about the arbitrary nature of creation are also guided through the Qur’anic verses are advised to travel on earth, conduct research through experiments and observations. Thus, it was advised to those who wondered how the creation took place in the light of their understanding and scientific data of the period in which they were able to access the right information. Inspired by this verse, the first period commentators asked the people they believed that they could reach the right information in their environment and chose the way to overcome their curiosity, received answers to satisfy their own curiosities and used this information in exegesis. While the latter should not accept this information as absolute truth and update it with information sources of their own age, this was often not the case and the previous comments were blessed. Thus, the creation scenario, composed in the first period in the context of Israeli narratives was accepted in later periods. However, the messages that Allah wants to give in verses of the Qur’an constitute the subject of religion. The messages that he wants to give with the verses placed in the universe are the subject of science. These two areas are independent but complementary and explanatory for each other. Therefore, it is necessary to apply to science in matters not related to religion, such as the arbitrariness of creation, and to try to understand the issue with its data. As the scientific data is variable and constantly moving towards perfection, it is necessary to update the previous information in each cycle. One of the most important tasks of the scholars who deal with exegesis today should be to try to enlighten and understand the issues that the Qur’an does not reveal clearly in the light of scientific data. If it is possible to present papers in this symposium, a study that will contribute to updating information about creation will be put forward.Öğe Hz. İbrahim’in tahkîkî imana ulaşma çabaları ve tebliğ metodu(Nida Akademi, 2019) Özcan, EsatHz. İbrahim; tebliğ faaliyetine başlamadan önce tahkîkî imana ulaşmak için aklını kullanmış, bu yolla Allah’ın varlığını ve birliğini keşfetmeye çalışmıştır. Ardından kalbinin mutmain olması, şeytânî vesveselerden kurtulması için rabbine niyazda bulunuş ve bu konuda onun yardımına muhtaç olduğunu belirtmiştir. Hz. İbrahim, akıl yürütme yöntemleriyle rabbini bulduktan ve mutmain bir kalbe sahip olduktan sonra tebliğ faaliyetine başlamıştır. Hz. İbrahim, bildiği, inandığı hakikati insanlara anlatmış ve onları ebedi saadete davet etmiştir. Hz. İbrahim’in davet anlayışı, korku ve şiddete değil; ikna etmeye dayanmaktadır. O, baskılarla ve tahditlerle karşı karşıya kaldığı halde bu tavrını değiştirmemiştir. Hz. İbrahim, tebliğ faaliyetinde bulunurken kendisini sevdirmiş, işinin ehli olduğunu bildirmiş, muhatabın aldatıldığını ve onun iyiliğini düşündüğünü ortaya koymuştur. Ayrıca ümit vermeyi ve Allah’ın gazabını hatırlatmayı da ihmal etmemiştir. Öte yandan tebliğine olumlu veya olumsuz cevap veren herkes için dua etmiş ve onlar için Allah’tan bağışlama dilemiştir. Bu çalışmada Hz. İbrahim’in tebliğ faaliyetine başlamadan önce bu önemli göreve hazır hale gelmek için göstermiş olduğu çabaların üzerinde durulacak, ardından onun tebliğ metodunun özellikleri ele alınacaktır.Öğe Hz. İbrâhim ve İbrâhimî bir duruş: Haniflik(Nida Akademi, 2019) Karakuş, AbdulkadirHz. İbrâhim, Kur’an’ın insanlığın atası olarak sunduğu, MÖ. İkinci asırda, Harran bölgesinde bugün Urfa olarak bilinen şehirde doğmuş, Mezopotamya bölgesinin değişik yerlerinde yaşamış ve Şam’da da vefat etmiş önemli bir peygamberdir. Bu peygamber, eşyanın hakikatini öğrenmek için sorgulamaya önem veren, aklı önceleyen, muhakeme yeteneği gelişmiş, hakkı ve hakikati savunma hususunda pervasız bir yapıya sahiptir. Bu yapısından dolayı yaşadığı dönemdeki kurulu düzenin tüm yanlışlıklarına karşı çıkmış ve onları hakka ve ilahi gerçeklere yönlendirmek için mücadele ile dolu bir ömür harcamıştır. Kur’an Hz. İbrâhim’in bu tavrını haniflik olarak tanımlamış ve Hz. Peygamber başta olmak üzere tüm Müslümanlara hanifçe bir tavır içerisinde olmaları öğütlenmiştir. Bu makalede Hz. İbrâhim’in hayatı, kişiliği, hanifliği ve hanifçe duruşu Kur’an âyetleri çerçevesinde ele alınacaktır.Öğe İbn Ebû Dâvûd’un Kitâbü’l-Mesâhif’i ve bazı mülahazalar(İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü Yayınları, 12/2019) Karakuş, AbdulkadirHicri III. asırda yaşamış olan İbn Ebû Dâvûd, (230/844-316/929) ailesinin ilmî bir geleneğe sahip olması sebebiyle daha çocukluğundan itibaren ilmî faaliyetlerin içerisinde olmuş, o devrin önde gelen âlimlerinden dersler almıştır. Yaptığı pek çok geziyle de bilgi ve görgüsünü artırmış çok yönlü bir âlim olmuştur. İçlerinde devrinin ileri gelen âlimleri arasına katılacak olan birçok öğrenci yetiştirerek Müslümanların ilim ve irfan hayatına katkılar sunmuştur. O; kıraat, tefsir, hadis, kelam ve fıkıh alanlarında pek çok eser vermiştir. Ancak bunlardan en önemlisi Kur’an tarihi alanında önemli bir kaynak olan Kitâbü’l-Mesâhiftir. Bu eser, o devirde Kitâbü’l-Mesâhif ve İhtilâfü’l-Mesâhif isimleriyle yazılan pek çok kitaptan elimize ulaşan tek eser olması ve daha sonra kaleme alınan pek çok esere kaynaklık yapması münasebetiyle de çok değerlidir. Bu tebliğimizde İbn Ebû Dâvûd’un Kitâbü’l-Mesâhif adlı eserindeki temel konularla ilgili bazı mütalaalarımızı, kitaptaki işleniş sırasına göre ele alarak önemli gördüğümüz bir takım mülahazaları paylaşmaya gayret edeceğiz.Öğe Kur’an ekseninde evrendeki uyumun sosyal barışa yansımaları(Türkiye İmam Hatipliler Vakfı Yayınları, 12/2019) Karakuş, AbdulkadirKâinat, hiç kimsenin herhangi bir uyumsuzluk ve düzensizlik tespitinde bulunamayacağı şekilde, muhteşem bir planlama ve mükemmel bir hesaplama ile meydana gelmiştir. Evren, görünüşüyle, bünyesinde barındırdıklarıyla ve tüm mekanizmaların birbiriyle uyumlu olarak çalıştığı sistemiyle bir ihtişam abidesidir. Kâinattaki her şey kendi zıtlarıyla beraber, müthiş planlanmış bir uyumun ortaya çıkardığı ahenkle evreni meydana getirmektedir. Bu uyumun hiçbir zaman bozulmadığı ve hedefinden sapmadığı insanlar tarafından her an için gözlemlenebilen bir olgu olduğu aşikârdır. Zira ne gece gündüzün ne de yer göğün görevini üstlenmeye çalışmadan her varlık kendine tahsisi edilmiş görevi hakkıyla yerine getirmektedir. Diğer bir deyişle evreni oluşturan tüm unsurlar bir çarkın dişlileri misali muhteşem bir uyumla çalışarak birbirlerine yardımcı olmaktadırlar. Hem kâinata nizam veren, hem insanı yaratan hem de vahiy yoluyla insanlara istek ve talimatlarını bildiren Allah, insanı muhatap almış ve ona din olarak seçtiği sistemin adını barış anlamına gelen İslâm koymuştur. Ona yarattığı evrene bakıp ibret almasını, evrende kendisi için pek çok ibret örnekleri olduğunu bildirmiştir. Eğer evrendeki nizam ve intizama tabi olarak yaşarsa insanın mutlu olacağını, aksi takdirde âlemdeki düzenin bozulacağını ve bu bozulmadan kendisinin de etkileneceğini bildirmiştir. Böylece insana yaşadığı süre içinde yeryüzünü imar ederek; orada barışı, huzur ve esenliği tesis etmesini emretmiştir. Bu tebliğde Kur’an ayetleri ekseninde, evrendeki uyum ve düzene dikkat çeken Kur’an’ın göklerden, yerden, denizlerden, orada balık gibi yüzen gemilerden, gökte uçan kuştan ve daha pek çok şeyden ibret almasını insanlığa öğütlemesi ve bu öğütlerin insanoğlunun hem kendisiyle hem de yaşadığı toplumla barışmasına sunacağı katkılar üzerinde durulacaktır. Bunun sonucunda Kur’an’ın bugüne ve tüm zamanlara verdiği barış mesajı ortaya konmaya çalışılacaktır.Öğe Selâhaddîn Eyyûbî’nin fıkhî faaliyetleri bağlamında sünnî akîdeyi yayma çabası-Kürtlerin şâfiîleşmesindeki rolü(Beyan Yayınları, 2016) Sevgili, M. MacitSelâhaddîn Eyyûbî (v. 589/1193), Sünnî akîdeyi yaymak ve Şiî akîdeyle mücâdele etmek için gayret göstermiş ve bu amaç doğrultusunda tedricî birtakım faaliyetlerde bulunmuştur. Bu tedricî faaliyetleri kapsamında “Tekke/Hânikâh”, “Dâru’l-Hadîs”, “Dâru’l-Kur’ân”, “Vakıf Kurumu”, “Kadılık Teşkilatı” ve “Medrese” gibi birçok alternatif eğitim müesseseleri inşa etmiştir. Selâhaddîn Eyyûbî’nin Sünnî akîdeyi yayma politikasının en önemli yansıması, “onun fıkha dair yürüttüğü faaliyetleridir”. Bu faaliyetlerin kapsamına onun “fıkıh ilmine verdiği önem ve destek”; bu ilmin tedris edildiği “medreseler”; bu ilmi temsîl eden “fakîhler” gibi konular girmektedir. Söz konusu faaliyetler, toplumun mezhepsel bir takım değişim ve dönüşümlere uğramasına sebep olmuştur. Bu değişim ve dönüşümlerin, Kürtlerin Şâfiîleşmesi sürecine etkisi merak konusudur. Tebliğimizde genelde, Selâhaddîn Eyyûbî’nin Sünnîliği yayma politikasının fıkhî yansımaları; özelde ise Kürtlerin Şâfiîleşmesindeki rolü saptanmaya çalışılacaktır.Öğe Şeyh Mahmud Zokaydî ve Şeyh Fudayl Zokaydî'nin hayatları(2007) Sevgili, M. MacitŞeyh Mahmud Zokaydi, 1877 tarihinde Siirt'in Halenze köyünde dünyaya gelir. Babasının adı Şeyh Abdulkahhar ez-Zokaydi'dir. Şeyh Abdulkahhar, kırka yakın eser telif eden ve Suriye, Irak gibi ülkeler de dahil olmak üzere çok geniş bir bölgenin en büyük ilim otoriterlerinden kabul edilen Molla Halil es-Sıirdi'nin öz torunudur. Garzan, Botan, Baykan, Mutki, Kozluk, Kurtalan ve Sason dağları ve Halenze gibi geniş bir mıntıkanın kendisine mensup olduğu Şeyh Abdulkahhar'ın kayda değer irşad faaliyetlerinden biri, tüm halkı Yezidi olan Batran adlı köyün Müslüman olmasını sağlamasıdır. Şeyh Mahmud Zokaydi’nin soyu Diyarbakır-Mardin arasında meşhur bir ziyaretgah olan Sultan Şey Musa ez-Zuli tarikiyle Hz. Ömer’e ulaşmaktadır. Şeyh Mahmud, tasavvuf icazetini "seyda" lakaplı Şeyh Abdurrahman Taği'den almıştır. O, muhtelif branşlarda birçok kıymetli eser kaleme almıştır. Şeyh Fudeyl Zokaydi, 1919 tarihinde ‘Zokayd’ kasabasında dünyaya gelmiştir. Şeyh Fudeyl, hayatını ana hatlarıyla aktarmaya çalıştığımız Şeyh Mahmud Zokaydi’nin oğlu ve Şeyh Abdulkahhar’ın öz torunudur. Tasavvuf icazetini "Hazret" lakaplı Şeyh Diyauddin Nurşini'den almıştır. Şeyh Fudayl, bölgede birçok önemli hizmetler ifa etmiş ve ilmi sahada önemli çalışmalara imza atmıştır.Öğe İslam hukukunda mehir ve ev eşyasıyla ilgili anlaşmazlıklar ve çözümleri(Sonçağ Akademi, 2019) Sevgili, M. Macitİslam aile hukukunun en önemli konularından biri mehir ve ev eşyasıyla ilgili anlaşmazlıklar ve bunların çözümüdür. Her ne kadar mutlu ve huzurlu devam eden evliliklerde bu tür anlaşmazlıklar vuku bulmasa da özellikle boşanmanın, karı ile kocadan biri veya her ikisinin ölümü durumunda sıkça vuku bulması muhtemeldir. Her ne şekilde olursa olsun İslâm hukukçuları, mehir ve ev eşyasıyla ilgili vuku bulan anlaşmazlıklara büyük önem vermiş ve bunlara pratik çözüm önerileri getirmişlerdir. Karı ile koca veya onların varisleri arasında mehirle ilgili muhtemel anlaşmazlıklar; mehrin tayin edilip edilmemesi, miktarının ne kadar olduğu, cinsi, nev‘i ve vasfının ne olduğu; artması, eksilmesi veya tamamen telef olması durumunda kimin bunu tazmin edeceği, zevce tarafından teslim alınıp alınmadığı ve zevceye verilen bazı eşyaların mehir sayılıp sayılmayacağı gibi konularla ilgilidir. Ev eşyasıyla (metâu’l-beyt) ilgili muhtemel anlaşmazlıklar ise genellikle evi dayama-döşeme (techi zu’l-beyt) görevinin zevceye mi yoksa kocaya mı ait olduğu ve evde bulunan eşyanın kimin mülkü olduğu hususlarıyla ilgilidir. Tüm mezheplere göre, karı ile koca arasında zikri geçen konularda anlaşmazlığın vuku bulması durumunda kanıt varsa, kanıta göre hükmedilir. Kanıtın olmaması durumunda ise karı ile koca kendi iddialarının doğru olduğuna dair yemin etmeye davet edilirler. Karı ile kocadan birinin yemin etmesi durumunda, iddiası üzerine yemin eden tarafın iddiasına göre hükmedilir. Her ikisinin yemin etmesi veya etmemesi durumunda ise mezheplerin farklı görüşleri vardır. Karı ile kocadan birinin veya her ikisinin ölümü durumunda, onların varisleri arasında zikri geçen konularda anlaşmazlığın vuku bulması halinde, Hanefi mezhebi hariç diğer üç mezhebe göre karı ile koca sağmış gibi hareket edilir.Öğe Şeyh Mahmud Zokaydî'nin Antalya sürgün hatıraları(İbrahim Hakkı ve Siirt Uleması Sempozyumu Bildirileri, 2008) Sevgili, M. MacitŞeyh Mahmud Zokaydi, 1877 tarihinde Siirt'in Halenze köyünde dünyaya gelir. Babasının adı Şeyh Abdulkahhar ez-Zokaydi'dir. Şeyh Abdulkahhar, kırka yakın eser telif eden ve Suriye, Irak gibi ülkeler de dahil olmak üzere çok geniş bir bölgenin en büyük ilim otoriterlerinden kabul edilen Molla Halil es-Sıirdi'nin öz torunudur. Garzan, Botan, Baykan, Mutki, Kozluk, Kurtalan ve Sason dağları ve Halenze gibi geniş bir mıntıkanın kendisine mensup olduğu Şeyh Abdulkahhar'ın kayda değer irşad faaliyetlerinden biri, tüm halkı Yezidi olan Batran adlı köyün Müslüman olmasını sağlamasıdır. Şeyh Mahmud Zokaydi’nin soyu Diyarbakır-Mardin arasında meşhur bir ziyaretgah olan Sultan Şeymus ez-Zuli tarikiyle Hz. Ömer’e ulaşmaktadır. Değerli bir din alimi ve önemli bir mürşid olan Şeyh Mahmud Zokaydi, Antalya sürgün yıllarını anlattığı hatıra kitabını Rumi 1341 senesinin Kanun-i Sani ayı, h. 1343, m. 1925 yılında kaleme almaya başlamıştır. Şeyh Mahmud’un sürgünü, iki yıl Antalya’nın Korkuteli ilçesi bir yıl da Antalya’nın merkezi olmak üzere toplam üç yıl sürmüştür. Şu an elimizde bulunan ve üzerinde çalışma yaptığımız kitap, müellif Şeyh Mahmud Zokaydi’nin oğlu Şeyh Fudeyl tarafından istinsah edilmiştir. Önemli bir alim olan Şeyh Fudeyl Zokaydi, bu paha biçilmez kitabı Rumi 4 Mart 1401, h. 25 Cumaziye’l-ahir 1405, m. 1985 yılında istinsah etmiştir. Şeyh Fudeyl, orijinal kitabın üçte ikisinin babası Şeyh Mahmud, üçte birinin de abisi Şeyh Cüneyd tarafından yazıldığını ifade etmektedir. İstinsah edilen söz konusu kitap, müstensih Şeyh Fudeyl’ın da 4 sayfalık ekiyle birlikte, toplam 158 sayfadan ibarettir.Öğe Zokayd medrese ve tekkesinin Veysel Kareni yöresindeki etkileri(2012) Sevgili, M. MacitAşağıda Zokayd medrese ve tekkesinin Veysel Kareni yöresindeki etkileri incelenecektir. Söz konusu medresenin ve tekkenin en önemli mimar, şüphesiz Molla Halil es-Siirdi'dir. Zira Molla Halil es-Siirdi, Zokayd medresesi alimlerinin ve Zokayd tekkesi mürşitlerinin dedesidir. Bu nedenle önce Molla Halil es-Siirdi 'nin hayatına değinilecek, ardından Şeyh Abdulkahhar Zokaydi, Şeyh Mahmud Zokaydi, Şeyh Cüneyd Zokaydi ve Şeyh Fudeyl Zokaydi 'nin hayatlarından kısa bir şekilde bahsedilecektir. Hemen belirtelim ki yukarıda adı geçen alimler, sahip oldukları iki özellikle temayiiz ederler: Birincisi, söz konusu alimlerin hatlarının çok güzel olması; ikincisi ise seyahat, yolculuk ve hac ziyaretlerini günü gününe kayıt altına alıp sonraki nesillere paha biçilmez seyahatname (Beyrut seferi, Antalya sürgünü gibi) ve günlükler intikal ettirmeleridir.Öğe Hz. Peygamber’in risâlet görevini ifa ederken oluşturduğu tenkit kültürü ve bunun Kur’ânî temelleri(Ensar Neşriyat, 2019-10) Karakuş, Abdulkadirİnsanlar arası ilişkilerin sağlıklı yürüyebilmesi için aralarında sürekli ve güvene dayalı bir ilişkinin olması gerekmektedir. Bundan dolayı da insanlar, görüş ve düşüncelerini birbirleriyle rahat bir şekilde paylaşabilmeli, aralarındaki meseleleri birbirlerinden emin olarak konuşabilmelidirler. Bu durum, insanların ve toplumların huzur ve barış içerisinde yaşamasının temel ilkesidir. Bunun gerçekleşebilmesi için sağlıklı bir tenkit kültürünün geliştirilmesi gerekmektedir. Nitekim eleştiri, bir şeyin doğru ve yanlış yönlerini göstermek demektir. Ancak bu sayede eksiklik ve kusurlar giderilip yerine doğru ve faydalı şeyler ikame edilebilir. Muhataba yol gösterilip destek sağlanabilir, moral ve ilham vererek yapıcı yönlendirmeler yapılabilir. Bu iş yapılırken tek gaye, hakkın ve hakikatin ortaya çıkma kaygısı olmalıdır. Çünkü tenkit yıkmak, yok etmek ve çatışmak için değil ıslah ve ihya etmek için yapılır. Çağlar boyu insanlara rehberlik yapmak üzere görevlendirilen peygamberler, yeryüzünün en ıslahatçı insanları olarak yanlışlara karşı çıkıp, onların yerine doğruları ikame etmişlerdir. Bunu yaparken de eleştiri ve tenkit metodunu kullanmışlardır. Kur’an, genelde tüm peygamberlerin özelde ise Hz. Peygamber’in tenkit ve tebliğ metodunu anlatmaktadır. Bu çalışmada Hz. Peygamber’in elçilik görevi esnasında insanları irşat ederken kullandığı tenkit metodu, çevresindekilerin ona yönelttiği eleştirilere karşı gösterdiği tahammül ve onun bu konudaki tavırlarının Kur’anî temelleri ortaya konmaya çalışılacaktır.Öğe Yesevî hikmetlerine kaynaklık eden ayetler(Kastamonu: Kastamonu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2018-12) Karakuş, AbdulkadirTürklerin İslam anlayışının oluşmasında önemli bir rol üstlenen, Türk dilinin ve kültürünün gelişmesine ve zenginleşmesine mühim katkılar sağlayan Hoca Ahmed Yesevî, yaşadığı dönem içerisinde Taşkent ve Siriderya yöresinde, Seyhun'un ötesindeki bozkırlarda yaşayan göçebe Türkler arasında kuvvetli bir nüfuza sahip olmuştur. İslamiyet'e bütün samimiyetiyle bağlı olan yerli halk zümresi ile yarı göçebe köylüleri etrafında toplamıştır. İslami ilimlere vakıf olan, Arapça ve Farsça bilen Ahmed Yesevî, çevresinde toplanan insanlara İslam'ın esaslarını, şeriatın hükümlerini, tarikatının adap ve erkânını öğretmek gayesiyle sade bir dille ve halk edebiyatından alınma şekillerle hece vezninde manzumeler söylemiştir. "Hikmet" adı verilen bu manzumeler, ayrıca dervişleri vasıtasıyla en uzak Türk topluluklarına kadar ulaştırılmıştır. Her ne kadar Yesevî’nin en önemli eseri olan Divan-ı Hikmet nüshalarının, muhteva bakımından olduğu kadar dil bakımından da önemli farklılıklar barındırıyor olması, bunların farklı şahıslar tarafından değişik yer ve zamanlarda yazıldığını gösteriyor olsa da, bütün hikmetlerin temelinde Ahmed Yesevî'nin inanç ve düşünceleri ile tarikatının esasları bulunmaktadır. Medeniyetlerin oluşması, toprak parçalarının İslamlaşıp Müslümanlara yurt olması kendiliğinden meydana gelen bir şey değildir. Bunların oluşmasında çok önemli etmenler ve hikâyeler mevcuttur. Bu hikâye yazarlarından bir tanesi de Hoca Ahmet Yesevî, hikâyenin kitabı ise Dîvân-ı Hikmet’tir. Yesevî hikmetlerinin çağlar boyu kabul görmesinin, halkın din anlayışını şekillendirip onların din ile irtibatının canlı bir şekilde devam etmesinin temelinde, hikmetlerin Kur’an’dan mülhem bir ruh ve anlayışla yazılmasının çok önemli bir rolü olmuştur. Bu çalışmamızda, hikmetlerin oluşmasına ilham veren Kur’an ayetlerini belirlemeye ve bunları tahlil etmeye çalışacağız.Öğe Abduh er-Râcihî ve et-Tatbîku'n-Nahvî Adlı Eseri(2011-06-16) Arslan, Mehmet NafiOur thesis titled, “Abduh er-Râcihî and his work et-Tatbîku’n-nahvî his work on" home, and is composed of two parts. In our thesis, Primarly a preface and index are presented. After that the page which introduces the abbreviations used, Following introduction, chapters are based. At the end of the thesis a conclusion and bibliography are presented. In the introduction, Arabic language and its grammar’s rise and its development are explained. Otherwise language schools are explained. ın the end of introduction grammar work of the contemporary period has been mentioned. In the first chapter, et-Tatbîku’n-nahvî’s writer has been introduced. His life and scientific personality are explained. In the second chapter, the general evaluation of the work has been subject. Subsequent to inform about work in general, emphasized the importance of the work in the field of teaching grammar.