Yazar "Bingöl, Ulaş" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 20 / 20
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Abdülhak Hamit Tarhan’ın ‘Nâkâfi’ Adlı Şiirinin Ontolojik Tahlili(2013) Bingöl, Ulaş;Sanat eserlerinin kendilerine has birtakım özellikleri vardır. Dış dünyadaki malzemelerin sanatçının elinde işlenmesiyle ortaya çıkan sanat eserlerini daha sağlıklı inceleyebilmek için sanatın kendine özgü özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır. Sanat ontolojisi, sanat eserini incelemenin merkezine bir “var” olan olarak koyar. Sanat eserini her yönüyle ele alıp değerlendirmek sanat ontolojisinin ayırt edici yönünü oluşturur. Ontolojik tahlil, bütün sanat türlerinde olduğu gibi edebi metinleri tabakalara ayırır. Sanat ontolojisi, edebi eseri ele alırken metnin biçim ve anlam yönünü göz önünde bulundurur. Edebi metni arka yapı ile ön yapı diye iki temel tabakaya ayırma ontolojik tahlilin yaklaşım yöntemidir. Ön yapıdan kastedilen metnin biçim ve ritim unsurları, arka yapıdan kastedilen ise anlam unsurlarıdır. Abdülhak Hamit Tarhan’ın poetik nitelikteki “Nâkâfi” manzumesi, “Makber” şiirine yapılan eleştirilere verilen bir cevaptır. “Makber”e yapılan eleştirileri insafsızca bulan Hamit, eski şiirin kurallarını yıkmaktan övgüyle söz eder. Hamit’in şiir anlayışının oluşmasında yaşadığı gelgitlerin ve çevresindekilerle giriştiği münakaşaların büyük bir etkisi vardır. “Nâkâfi” şiirinde, Hamit sanat anlayışı ile “Makber”e saldıranlara verdiği cevapları harmanlanmıştır. Aruz kalıbı, aliterasyon, asonans, kafiye ve redif ile ritim yakalayan Hamit, bu ritim unsurlarıyla anlam arasında bağlantıyı kurmayı başarır. Hem ritim unsurları hem metnin arka planında bulunan anlamsal evrenin iyi bilinmesi, ancak ontolojik bir tahlille mümkündür. Bu çalışmanın amacı ontolojik açıdan “Nâkâfi” manzumesini tahlil etmektir.Öğe ARAYIŞ, KORKU VE UMUT ÜÇGENİNDE BİR ROMAN: TİMBUKTU(2019) Bingöl, UlaşXX. yüzyıl Amerikan edebiyatının önde gelen yazarlarından Paul Auster’in Timbuktu adlıromanında olaylar arayış, korku ve umut üçgeninde gelişir. Bu roman esrar ve alkoldendolayı büyük bir sefalete sürüklenen ve ölmekte olan Willy ile köpeği Kemik Bey’in bir türlabirente dönüşen yaşamlarının çıkmazına odaklanır. Diğer romanlarında olduğu gibiTimbuktu’da da Auster; kaos, karmaşa ve belirsizlik üzerine anlatıyı inşa eder. Timbuktu,çağımız insanının ontolojisini zaman zaman bir köpeğin gözünden anlatması ve insan ileköpek arasındaki dostluğa yoğunlaşması açısından dikkate değerdir. Bireyin kendisini budünyada yalnız ve yabancı hissettiği temine odaklanan roman, Willy’nin kimliğini bulmaarayışı ve bu arayış esnasında yaşadıklarını anlatır. Willy’nin dostu Kemik Bey ise sahibiölünce sığınacak bir yuva arar. Bu dünya hakkındaki ümitlerini canlı tutmaya çalışanKemik Bey ve Willy’nin yaşadıkları tecrübeler onları yanıltır. Buna rağmen Timbuktu’nunvarlığını düşünerek ürperdikleri bu dünyadan Timbuktu’ya doğru yol alırlar. Buçalışmanın amacı Timbuktu romanını arayış, korku ve umut temlerine odaklanarakincelemektir.Öğe Berat Açıl’ın Klasik Türk Edebiyatında Alegori Adlı Eseri Üzerine(2014) Bingöl, UlaşBerat Açıl’ın Klasik Türk Edebiyatında Alegori1 adlı kitabında, Klasik Türk Edebiyatı yanında Halkbilim ve Yeni Türk edebiyatı alanlarında çalışma yapan araştırmacılara yeni ufuklar kazandıracak değerli bilgiler mevcuttur. Giriş, I. Bölüm: Klasik İslamî Edebiyatlarda Alegorik Eserler, II. Bölüm: Alegori, III. Bölüm: Hüsn ü Dil ve Alegori, Sonuç kısımlarından oluşan bu eserin sonuna Açıl, dizin eklemeyi ihmal etmemiştir. Aslında çalışmanın amacı ilk defa Fettahî tarafından kaleme alınmış olan Muhyî-i Gülşenî’nin Hüsn ü Dil mesnevisinin alegorik yapısını incelemek olmakla beraber odaklanan nokta genel olarak alegorik anlatımdır. Açıl, her şeyden önce alegorinin sembol, istiare, mecaz gibi kavramlarla karıştırıldığını ve birçok eserin yanlış bir şekilde alegorik kabul edildiğini ileri sürer. Bu sorundan hareket eden yazar, alegori kavramının Batı’da ve bizde nasıl kullanıldığı üzerinde durarak alegorinin kuramsal çerçevesini oluşturur.Öğe EDEBÎLIK ÜZERINE(2020) Bingöl, UlaşEdebî eserlerin diğer sanat eserlerinden ayrılan yönü hakkında geçmişten günümüze gelene kadar birçok görüş belirtilmiştir. Yazılı veya sözlü metni sanatsal bir hüviyete büründüren unsurun edebîlik (yazınsallık) olduğuna şahit olunur. Edebîliğin edebiyat eserlerinin ayırt edici özelliği olduğu hakkında görüş birliği olmasına rağmen edebîliğin neden kaynaklandığı ile ilgili fikir ayrılıkları mevcuttur. Genel olarak bakıldığında edebîliğin birkaç özelliği öne çıkarılmıştır: 1) Edebîlik eserin kurmaca (itibârilik) olmasıdır; 2) Edebîlik günlük dilden yabancılaşmadır; 3) Edebîlik dilin estetik bir haz uyandıracak şekilde kullanılmasıdır; 4) Edebîlik okuyucunun metni okuduğu anda ortaya çıkan bir olgudur; 5) Edebîlik metinsellikten kaynaklanır; 6) Edebîlik öznellikten kaynaklanır. Edebîlik hakkında öne çıkan bu görüşlerin hepsi tartışmaya açılabilir. Edebiyat eserinin sınırlarını, edebîlik olgusuna göre belirlemede yaşanan problemlerin üstesinden gelinmesi güçtür. Edebîliğin genel bir tanımının yapıl(a)maması söz konusu durumun yaşanmasında etkili olmaktadır. Ayrıca yaşadığımız çağda edebiyatın belagattan uzaklaşması, edebî eserin niteliğini belirlemede başvurulan ölçütlerin ortadan kaybolmasına neden olmaktadır. Bu çalışmada edebîliğin ne olduğu üzerinde durulacak ve edebîlik hakkında ileri sürülen fikirlerde bulunan çelişkilere değinilecektir.Öğe Estetik Süreç Çözümlemesi Yahut Tevfik Fikret’in Heykel-i Giryân Şiiri(2014) Bingöl, UlaşTevfik Fikret’in Heykel-i Giryân şiiri bir tür estetik süreç çözümlemesidir. Mermerden yapılmış bir heykelde kendi ben’ini seyreden Fikret, estetik haz alır. Öncelikle heykeli algılar sonra değerlendirir ve en sonda bir yargıya varır. Hayata ve gerçeğe karamsarlık penceresinden bakan şair, sanattan zevk almasını bilir. Heykel-i Giryân’da, Fikret kendi gerçeğini mermerden yapılmış bir heykelde gördüğü için onunla özdeşleyim kurar. Dış dünyanın gerçeği karşısında Fikret’in ezilen ben’i, bir durgunluk evresine girer ve bedeni zamanın akışında donuk bir et yığınına dönüşür. Bazı şiirlerinde tabiata sığınarak mutlu olmaya çalışan şair, söz konusu şiirinde sanata sığınarak huzuru yakalar. Bu çalışmanın amacı estetik süreç çözümlemesini, Tevfik Fikret’in Heykel-i Giryân şiirinden hareketle ortaya koymaktır.Öğe Gadamer’in Felsefi Hermeneutiğinde Anlam Sorunu(2019) Bingöl, Ulaşİnsan, tabiatı gereği her daim anlam arayışı ve anlam verme uğraşı içerisindedir. Bundan dolayı insanın anlamlandırma ihtiyacı ve anlam verme yetisi, öteden beri birçok düşünürün dikkatini celbetmiştir. Felsefe, psikoloji, sanat felsefesi ve sosyoloji başta olmak üzere muhtelif alanlarda bireyin anlamlandırma yetisi ve anlam sorunu hakkında farklı görüşler dile getirilmiştir. Geçmişi Antik Yunan’a kadar uzanan hermeneutiğin de temel uğraşlarından biri anlam sorunudur. XX. yüzyılın önemli düşünürleri arasında yer alan ve geliştirdiği felsefi hermeneutik ile modern edebiyat kuramlarına ve eleştiri yaklaşımlarına yön veren kişilerden biri olan Hans-Georg Gadamer’in üzerinde durduğu konuların başında anlam sorunu gelir. Alman düşünür, anlam sorununu çok boyutlu ele almasına rağmen anlamın doğrudan dil ile ilişkili olduğunu ileri sürer. Bu yüzden anlam sorununu anlaşılır kılabilme adına öncelikle dilin işleyiş mantığının bilinmesi gerektiğini iddia eder. Felsefi hermeneutikte anlam sorununun diğer hermeneutiklere göre daha fazla öne çıkmasının nedeni, Gadamer’in anlamlandırmayı yorumlama edimiyle eş değer görmesidir. Bu çalışmanın amacı, XX. yüzyılda edebiyat eleştirisine ciddi manada tesiri olan Gadamer’in anlam sorununa yaklaşımını incelemektir.Öğe HASAN ALİ TOPTAŞ’IN BENİ KÖR KUYULARDA ROMANINDA BİREYİN ÜÇ HALİ(2020) Bingöl, UlaşHasan Ali Toptaş, son dönem Türk romancıları arasında kaleme aldığı postmodern tarzdaki eserleriyle adından sıkça söz ettirir. Eserlerinde büyülü gerçeklikten, üstkurmacadan ve metinlerarasılıktan yararlanan Toptaş’ın 2019’da yayımlanan Beni Kör Kuyularda romanı birçok açıdan postmodern hüviyete sahiptir. Ankara’nın kenar mahallelerinden birinde Güldiyar adındaki kızın gözlerinden yaş yerine taşların düşmesiyle gelişen olayları işleyen roman, insandaki seyretme merakına dikkat çeker. Bireyin sürüklendiği çıkmazda ne tür sıkıntılar çektiği ve karşılaştığı problemlerin yaşamına nasıl etki ettiğini konu alan romanda bir yandan empati duygusunun yitimine diğer yandan çağımız insanın yüzleşmek zorunda kaldığı sorunlara değinilir. Bireyin yaşadıkları neticesinde varoluşsal olarak yaşadığı dönüşümlere odaklanan roman, çağımız insanın bazı davranışlarına eleştiriler yöneltir. Bu çalışmanın amacı Beni Kör Kuyularda romanında seyir nesnesine dönüşen, sömürülen ve şizofren olan bireyin hallerini ele alıp incelemektir.Öğe HASAN ALİ TOPTAŞ’IN BİR GÜLÜŞÜN KİMLİĞİ ÖYKÜSÜNDE ANLATIM VE ANLATICI(2020) Bingöl, UlaşKurmaca metinlere bir bildirişim aracı olarak yaklaşan anlatıbilimin temelamacı, anlatıyı oluşturan unsurlar arasındaki ilişkiyi ortaya sermektir. XX.yüzyılın ikinci yarısında Avrupa ve Amerika’da gelişim gösteren anlatıbilimhakkında birçok eser kaleme alınmış ve birden fazla inceleme yöntemiönerilmiştir. Fransız düşünür Gérard Genette de Anlatının Söylemi: YöntemHakkında Bir Söylem adlı çalışmasında anlatıbilimin sadece kısa öyküleredeğil, romanlara da uygulanabileceğini gösterir. Geliştirdiği teoriyi MarcelProust’un Kayıp Zamanın İzinde roman serisi üzerinde uygular. Görünürderoman tahlili için geliştirilmiş olan Anlatının Söylemi teorisini öyküye deuygulamak mümkündür. Genette’in teorisinde bir anlatım olarak metninişleyişi ve anlatıcının muhtelif boyutlarını öğrenmek hedeflenir. Bu bağlamdaHasan Ali Toptaş’ın Bir Gülüşün Kimliği öyküsüne Genette’in teorisiniuygulayarak anlatım ve anlatıcı açısında öykünün nasıl bir görüntü ortayakoyduğu anlaşılabilir. Bu makalenin amacı, Gérard Genette’in AnlatınınSöylemi teorisinin ana hatlarını verip Hasan Ali Toptaş’ın Bir GülüşünKimliği adlı öyküsünü Anlatının Söylemi teorine göre incelemektir.Öğe Hüsn ü Aşk Mesnevisinde Şahısların Dünyası(2013) Bingöl, UlaşŞeyh Galib’in en önemli eseri olarak kabul edilen Hüsn ü Aşk Mesnevisi şahıslar açısından zengindir. İşlediği konu itibarıyla tasavvuf ehlinin İnsan-ı Kâmil mertebesine ulaşma sürecini anlatan bu eser, alegorik olmasına karşın kahramanların olay örgüsü içerisinde etkileri, değişim ve dönüşümleri roman türündeki şahıslarla benzerlik gösterir. Roman türünde şahıslar, özelliklerine göre genellikle protagonist, antagonist, norm, fon, entrik, eksen, düz, yuvarlak gibi adlar altında incelenir. Tasavvufi bir mesnevi olan Hüsn ü Aşk’ta sâlik, mürşit, Allah ve nefis, alegorik olarak şahıslar üzerinde canlandırılır. Bu çalışmanın amacı, Hüsn ü Aşk mesnevisindeki şahısları tahlil edip incelemektir.Öğe Murathan Mungan’ın Poetik Görüşleri(2014) Bingöl, UlaşŞairler öteden beri şiir sanatı üzerine görüşlerini edebiyatın farklı türlerini kullanarak dile getirmişlerdir. Kimi şairler, poetikalarını müstakil bir metin halinde yazmış kimi şairler ise şiir hakkındaki görüşlerini, müstakil bir şekilde yazmak yerine yeri geldikçe eserlerinde ifade etmişlerdir. 1980 sonrası Türk şiirinin en üretken şairlerinden biri olan Murathan Mungan müstakil bir poetika yazmak yerine şiir hakkındaki düşüncelerini deneme, şiir ve roman gibi edebiyatın farklı türlerini kullanarak açıklamıştır. Şiir yazmayı, bir var olma meselesi olarak gören Mungan?a göre şair olmak uzun ve sabır gerektiren bir süreçtir. Şair olmak isteyen kişi çalışmalı, gayret göstermeli; kendisi ve hayat hakkında düşünmeyi bilmelidir. İyi bir şair taklit etmeden gelenekten faydalanır; eskimeye karşı direnç göstermeyi öğrenir. Bu çalışmanın amacı, Murathan Mungan?ın değişik eserlerinde dile getirdiği poetik nitelikteki düşüncelerini incelemektir.Öğe NECİP FAZIL KISAKÜREK’İN ŞİİRLERİNDE OTANTİK OLMANIN GÖRÜNÜMLERİ(2019) Bingöl, UlaşFelsefede kişinin iç âlemine yönelerek kendi varoluşunu anlamaya ve benliğinin hakikatini kavramaya çalışması otantik olmak olarak ifade edilir. Otantik olmak ile ilgili birçok düşünür, görüşlerini dile getirmiştir. Bu düşünürlerden biri olan Heidegger, otantik olmayı Dasein’ın kendi varoluşunun imkânlarının farkına varması olarak tanımlar. Kişi, varoluşunu kendisinde temellendirerek otantik olabilir. Modern Türk şiirinin müstesna şahsiyetlerinden biri olan Necip Fazıl, henüz daha çocuk yaştayken ölümlü oluşu üzerinde düşünerek otantik olmaya adım atmıştır. Yaşamı boyunca varlık, ölüm, hakikat, benlik gibi kavramlar hakkında düşünerek Heidegger’in sözünü ettiği otantik olma uğraşına girmiştir. Hayatının bir bölümünde varlığa ve varoluşa mana vermekte zorlanan şair, Abdülhakim Arvasi ile tanıştıktan sonra yaşadığı zihinsel ve ruhsal aydınlanma ile endişelerinin üstesinden gelir. Bu çalışmanın amacı Necip Fazıl Kısakürek’in şiirlerine yansıyan otantik olmanın görünümlerini incelemektir.Öğe Ontolojik metin tahlili hakkında bazı tespitler(2019) Bingöl, UlaşOntolojik yöntem son yıllarda sıkça başvurulan metin tahlil tekniklerinden biridir. İsmail Tunalı’nınSanat Ontolojisi isimli eserinde, Nikolai Hartmann ve Roman Ingarden’ın düşüncelerindenfaydalanarak geliştirdiği ontolojik yöntem, edebiyat araştırmacıları tarafından özellikle şiirincelemelerinde kullanılmaktadır. Birçok araştırmacı, Tunalı’nın yöntemini bazı değişiklikleryaparak edebî metne uygulamaya çalışır. Ontolojik yönteme göre metin incelenirken genellikle ikikonu göz ardı edilir: Birincisi edebî eserin var olmasını sağlayan yazar, ikincisi okuyucu veyaalımlayıcı özne. Sanat faaliyeti; eser, sanatçı ve alımlayıcı öznenin içinde yer aldığı bir süreçtir.Ontolojik yöntem esere odaklanmasına rağmen sanatçı ve alımlayıcı öznenin varlığını yadsımaz.Ontolojik yöntem ile metin tahlili, şüphesiz bir metni çözümlemede araştırmacının disiplin içerisindehareket etmesini sağlar. Araştırmacının metin dışı unsurları bir tarafa bırakarak metinin kendisine,başka bir deyişle metnin varlığına odaklanmasına olanak tanır. Tarafsız, bilimsel neticelerinalınmasında ve edebî metnin doğasının anlaşılmasında ontolojik yöntemin önemli katkıları olduğuyadsınamaz. Edebî eser, ontik bütünlüğünü aynı zamanda yazara ve okuyucunun varlığına borçludur.Bir eserin ontik bütünlük göstermesinde yazar ve alımlayıcı öznenin rolü, ancak sanat felsefesi veestetik disiplini hakkında yeteri derecede bilgi sahibi olmakla bilinebilir. Nitekim İsmail Tunalı,ontolojik yöntemi metne uygulamadan önce sanat felsefesi ve ontolojinin sanat eserininanlaşılmasındaki etkisine değinir. Bu çalışmanın amacı, ontolojik yöntem ile yapılan metintahlillerinde öne çıkan bazı eksiklikleri ortaya koyup ontolojik yöntemde sanatçı ve alımlayıcı özneninönemsenmesinin gereğini belirtmektir.Öğe ORHAN OKAY’IN KALEMİNDEN SANAT VE EDEBİYAT(2020) Bingöl, UlaşEdebiyat özü itibarıyla bir sanat olduğundan edebiyat eleştirisi de sanat eleştirisi olarak kabul edilir. Doğru ve nitelikli bir eleştiriye ulaşabilme adına eleştirmenin sanat felsefesinden haberdar olması gerekir. Yeni Türk Edebiyatı sahasında ortaya koyduğu eserlerle edebiyat eleştirisinin nasıl olması gerektiği noktasında yol gösteren Orhan Okay’ın çalışmalarında sanat ve edebiyat hakkında önemli değerlendirmeler mevcuttur. Sanat ve edebiyatı muhtelif açılardan ele alan Okay, eserin anlaşılması ve estetik değerinin ortaya konulması taraftarıdır. Onun çalışmalarında takip edilen inceleme yöntemlerinin de birçok noktada eserin estetik değerini ortaya koymaya yönelik olduğu gözden kaçmaz. Sanat felsefesi ve estetik başta olmak üzere birçok alandan istifade eden Okay, bilgi birikimini ortaya koyduğu çalışmalara yansıtmıştır. Onun eserlerinde sanat ve edebiyatın mahiyetine yönelik önemli değerlendirmeler mevcuttur. Bu çalışmanın amacı Orhan Okay’ın eserlerini inceleyerek sanat ve edebiyata yaklaşım biçimini ortaya koymaktır.Öğe Postmodern Şiir Nedir(2016) Bingöl, UlaşBir kültür ve sanat akımı olarak postmodernizm uzun yıllardır edebiyatı etkisi altına almıştır. Türkiye’de edebiyatta postmodernizm olgusuna odaklanan birçok çalışma genellikle roman ve öykü gibi kurmaca metinleri inceler. Buna karşın şiirde postmodernizm olgusuna yönelen çalışmalar yok denecek kadar azdır. Oysaki Avrupa ve Amerika’da kurmaca metinlerin yanında şiir metinlerinde de postmodernizmin etkilerinin incelendiği ve postmodern şiir denilen bir fenomenin varlığının kabul edildiği görülür. Postmodern şiir denilen fenomen, birçok açıdan avangart modernist akımlardan izler taşımasına rağmen sanayi sonrası dönemin şartlarına göre ortaya çıkmıştır. İlk olarak Amerika’da Charles Olson ve Frank O’Hara gibi şairler ile birlikte anılan postmodern şiir, günümüzde yaygın şiir anlayışı halini almıştır. Sanayi sonrası döneminin yaşam koşulları, büyük anlatılara duyulan güvenin azalması, kişinin bilimsel gelişmeler neticesinde korkuya kapılması, ahlaki ve dinî değerlerin aşınmaya uğraması, aşırı bireyselleşme ve bunu sonucunda kişinin yalnızlığının derinleşmesi şairlerin değişik bir şiir anlayışına yönelmelerini tetiklemiştir. Deneysel şiir, görsel şiir, somut şiir, elektronik şiir gibi birçok şiir anlayışı da postmodernizm ile ilişkilendirilir. Eklektizm, çok seslilik, deneysellik, biçimsizlik, kapalılık postmodern şiirin başta gelen özellikleridir. Bu çalışmanın amacı postmodern şiirin kökenini ortaya koymak ve postmodern şiirin temel özelliklerini belirlemektir.Öğe ŞAİR-İ AZAM’A MEKTUP’A DÂİR BİR İNCELEME(2018) Bingöl, UlaşTanzimat Dönemi Türk edebiyatının öncü şahsiyetlerinden Abdülhak Hamit, birçok edebiyatçıyıetkilemiştir. Divan şiiri geleneğini hercümerç ettiğini bizzat kendisinin dile getirdiği Hamit, onuseven ve takip edenler tarafından Şair-i Azam olarak bilinir. Yaşadığı dönemde sanatı ile büyük biryankı uyandıran Şair-i Azam, özel hayatıyla da dikkatleri üzerinde toplamıştır. 1922 yılındaViyana’da iken birden kendisini parasız bulan Hamit, sefaletini anlatan bir şiir kaleme alır.Süleyman Nazif’in Şair-i Azam’ı başlığını taşıyan bu şiir, gazetelerde yayınlanınca birçokedebiyatçı Hamit’in durumu ile ilgili yazı kaleme alır. Hayatı boyunca Hamit’e büyük bir saygıgösteren ve onun sanatına öykünen Faik Ali ise Şair-i Azam’a Mektup manzumesini kaleme alır. Bumanzum mektupta Faik Ali, Hamit’in her zaman ve her durumda büyük bir şair olduğunu anlatır.Devrin devlet adamlarının Şair-i Azam’ın düştüğü durumdan sorumlu olduklarını söyleyerekeleştirir. Şair-i Azam’a Mektup, Faik Ali’nin Hamit’e yönelik sevgisini dile getirdiği gibi Hamit’inbir dönem başından geçenleri yansıtır. Bu çalışmada henüz bütün yönleri ile incelenmemiş olan bueseri konu, fikir, dil ve üslup çerçevesinde tahlil edilecektir.Öğe Şair-i A’zam Abdülhak Hamid Tarhan’ın ölümü üzerine yazılan şiirler(2020) Bingöl, UlaşYaşamı ve sanatı kadar ölümüyle de edebiyat çevrelerinde gündem olan Abdülhak Hamid Tarhanhakkında birçok şiir kaleme alınır. Tevfik Fikret, Rıza Tevfik, Faik Ali gibi şairler, Hamid dahahayattayken onun sanatını, dehasını, kişiliğini öven şiirler kaleme alır. 13 Nisan 1937’de vefatettiğinde edebiyat dünyasında derin bir üzüntü yaşanır. Birçok edebiyatçı onunla ilgili düşüncelerinive duygularını anlatan yazılar kaleme alırlar. Faik Ali, Şükufe Nihal, İbrahim Alaeddin Gövsa gibişairler ise Hamid’in ölümünden dolayı duydukları derin üzüntüyü ifade eden birer şiir yazarlar.Ayrıca bütün yurtta halkevlerinde Hamid’in ölümü dolaysıyla anma etkinlikleri düzenlenir. Buetkinliklerde, çoğu edebiyat öğretmeni olan şairler tarafından Hamid hakkında şiirler okunur. Dahasonra bu şiirler halkevlerinin dergilerinde yayınlanır. Yaptığımız incelemeler neticesinde Hamid’inölümü üzerine on altı tane şiirin yazıldığını tespit ettik. Bu şiirlerde genellikle şairin ölümündenduyulan üzüntü dile getirilir, dehası ve şahsiyeti övülür ve Türk edebiyatındaki işgal ettiği yervurgulanır. Bazı şiirlerde Hamid, dünya edebiyatının önde gelen isimlerinden Shakespeare ve VictorHugo gibi kişilerle mukayese edilirken bazı şiirlerde ise Türk edebiyatının en büyük şairi olaraktanıtılır. Sanat yaşamı boyunca bir kesim tarafından sürekli eleştirilmesine rağmen çoğu zamanövülen Şair-i A’zam Abdülhak Hamid Tarhan, öldükten sonra da övülmeye devam edilir. Buçalışmanın amacı ölümü üzerine yazılan şiirlerde Abdülhak Hamid Tarhan’ın ele alınışınıincelemektir.Öğe Tarihin Kurgusu versus Kurgunun Tarihi: Veba Geceleri(2021) Bingöl, Ulaş; Yılmaz, EnserRoman ile tarih arasındaki ilişki daima tartışmalı olmuştur. Romancının tarihsel malzemeden ne derece faydalanacağı ve tarihî şahsiyetleri eserde ne şekilde anlatacağı ile ilgili muhtelif düşünceler ortaya konulmuştur. Postmodern söylem ile birlikte yaygınlaşan yeni tarihselci söylem tarihçinin nesnel olamayacağını, tarih ile kurguya dayanan edebiyat arasında birtakım paralelliklerin olduğunu ortaya koyar. Yeni tarihselciliği benimseyen postmodern romancılar tarihsel malzemeyi diledikleri gibi kurgulamakta, kurgu ile tarihsel gerçeklik arasındaki çizgiyi ortadan kaldırabilmektedirler. Orhan Pamuk’un yeni tarihselcilik anlayışı bağlamında kaleme aldığı Veba Geceleri romanı temelde Osmanlı Devleti’nde 1901 yılında yaşanan bir veba olayına dayansa da hayali bir adaya ve bazı kurmaca kahramanlara odaklanır. Bunun yanında Osmanlı Devleti’nin son padişahlarından II. Abdülhamit’in siyaset anlayışına ve kişiliğine değinir. Yazar, Mîna Mingerli adında kurmaca bir kahramanı sözcü olarak kullanarak 1901’de hayali Minger Adası’nda veba, aşk ve polisiye üçgeninde bir anlatı meydana getirir. Bu anlatı, Minger halkının ulus olma sürecine değinse de ulus devletin ironisi şeklinde kurgulanır. Ulus devletlerin kuruluşu esnasında yaşanan olayların aktarımının zaman içerisinde değişme uğraması ve ulus devlet kurucularının bir ulusal mite dönüşme sürecini parodiye başvurarak anlatan roman, kurgu ile gerçek arasındaki çizgiyi ortadan kaldırmaya çalışır. Anlatıcı, geçmişi anlatırken zaman zaman günümüzdeki olaylara göndermede bulunarak tarihsel bilginin ister istemez kurguya dayandığını göstermeye çalışır. Veba Geceleri tarihsel bilginin kurgulanması ile kurgulanan olay ve kişilerin iç içe geçerek anlatıldığı bir romandır. Bu çalışmada Veba Geceleri’nde tarihin nasıl kurgulandığı ile kurgulanan olay ve kişilerin tarihe ne şekilde yansıtılmaya çalışıldığı üzerinde durulacaktır.Öğe The Poem That Lost Its Way in The Digital Age: The Poetic Universe in Hakan Şarkdemir’s Book “Kul Hakkı Kulak Arkası(2020) Bingöl, UlaşAny event developing in social life is reflected on art from various perspectives. The effects ofwars, outbreaks, scientific and technological developments on the society are observed to cause somechanges on the face of art in time. The fact that digitalization affects more and more people today generatesnew life forms. Internet, smart phones and the use of social media, which has become widespread in relationto these have virtually led to a new society and a new form of human being. Today, some poets have beenwriting poems focusing on the turning points that digitalization has caused on human existence. These poetsboth draw attention to the state that the individual is drawn to in the grip of digitalization and develop a newdiscourse by benefiting from the opportunities of digitalization. Hakan Şarkdemir, one of these poets,addresses the distresses of consumption society, the isolation and introversion of the individual withexperimental initiatives in the books he has written as of the end of 1990s. In his book entitled “kul hakkıkulak arkası” published in 2011, he benefits from visual experience as much as possible as he addresses thedistresses caused by digitalization. The book involving characteristics being in compliance with postmodernart aesthetics such as parody, semantic gaps, experimentality and visuality has the identity of being a poetictext aimed at the art of poem, the semantic value of which has degraded in our age. The alienation of thesubject poet, the abandonment of the language’s task of reflection, seeking new description opportunities andthe relationship established between the word and the visuals are the poetic elements discussed in the book“kul hakkı kulak arkası”. The aim of this study is to examine the poetic universe of Hakan Şarkdemir’s book“kul hakkı kulak arkası”Öğe TÜRKÇE ÖĞRETMEN ADAYLARININ BENİMSEDİKLERİ EĞİTİM FELSEFELERİNİN ÇEŞİTLİ DEĞİŞKENLERE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ (ZİYA GÖKALP EĞİTİM FAKÜLTESİ ÖRNEĞİ)(2018) Bingöl, Ulaş; Kinay, İsmailİnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli niteliklerinden birisi kendi varlığı hakkında düşünmesi ve etrafında olup bitenlere anlam verebilmesidir. Kişi kendisi ve dış dünya ile ilgili düşünmeye başladığı andan itibaren felsefi bir eğilim içine girer. İnsanoğlunun benimsediği felsefe, çoğu zaman eğitim yolu ile şekillenir. Bütün mesleklerde olduğu gibi öğretmenlik mesleğinde de benimsenen felsefe kişinin iş yaşamını bütün boyutları ile etkiler. Öğretmenler benimsedikleri eğitim felsefesine göre sınıf içerisindeki davranışlarını düzenler; eğitim ve öğretim ile ilgili karaları alırken benimsedikleri eğitim felsefesinin tesirinde kalırlar. Bundan ötürü öğretmenlerin benimsedikleri eğitim felsefelerinin tespiti; eğitim ortamının ve uygulamalarının düzenlenmesine, ders içeriklerinin belirlenmesine, eğitim programlarının eksikliklerinin giderilmesine yardımcı olacaktır. Bu çalışmanın genel amacı, Türkçe öğretmen adaylarının benimsedikleri eğitim felsefelerini çeşitli değişkenler açısından incelemektir. Çalışmanın katılımcılarını 2016-2017 Yılı Bahar Döneminde Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Anabilim Dalında kayıtlı 171 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Bu araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak “Felsefi Tercih Değerlendirme Ölçeği” kullanılmıştır. Bu araştırmadaki veriler SPSS 20 paket programı kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen bulgular yorumlanarak birtakım önerilerde bulunulmuştur.Öğe URUZ İLE BEDİSA HİKÂYESİNİN TAHLİLİ(2018) Bingöl, UlaşGeleneksel Türk anlatısının önemli değerlerinden biri olan Dede Korkut hikâyeleri, öteden beri birçokedebiyatçının ilham aldığı bir kaynaktır. Can H. Türker’in Uruz ile Bedisa şiir kitabı geleneksel biranlatıdan beslenmesi ve beslendiği geleneksel anlatının dil ve anlatımını yansıtmaya çalışması açısındanöne çıkar. Türker, Dede Korkut Kitabı’nda geçen kişiler ve olaylardan ilham alarak Uruz ile Bedisahikâyesini manzum şekilde kaleme alır. Bedisa dışındaki bütün karakterleri Dede Korkut hikâyelerindenalan şair, mekân ve zaman ögeleri açısından da Dede Korkut hikâyelerine bağlı kalır. Kimi zaman DedeKorkut hikâyelerinden doğrudan alıntılar yapan şair, metni Kazan Beg Oglı Uruz Begün Tutsak OldugıBoy hikâyesinin iskeleti üzerine inşa eder. Fakat anlatısında diğer Dede Korkut hikâyelerinden aldığımalzemeleri de kullanır. Böylece alıntı yaptığı hikâyeyi kimi yerlerde dönüştürerek, kimi yerlerdeparodiye başvurarak yeniden oluşturur. Ayrıca Dede Korkut hikâyelerindeki söyleyiş tadını verebilmekiçin arkaik kelimeler kullanır Bu çalışmanın amacı Uruz ile Bedisa hikâyesini tahlil ederek şairin DedeKorkut hikâyelerinden nasıl yararlandığını ortaya koymaktır.